AŞK VE NEFRET
Susma! Kimsin sen? Susma! Görmüyorum seni. Susma! Korkularım var. Bütün harfler önünde diz çöktü; kalk ve onurlandır geceyi…
Beni en sessiz harfimden yakaladın. Alfabemdeki harflerime aşina değilsin. Sen benim gibi güçlü duramazsın. Ben değil, insanlar diz çöker önümde, gece içimden geçer, karanlıklar kentimden.
Gölgelerle konuşabilen parmaklarımdan ürkek bir yaşam sızıyor. Damımdan aşk akıyor; utanıyorum, çıkın evimden. İnsan yüklü şehirlerin enkazından sesleniyorum, sesimi duymayan var mı?
Boğazındaki damarlarını belirginleştirinceye kadar bağır istersen. Benden başka kimseye ulaşmaz sesin. Utancın, kalabalıklar içinde yitirdi, tüm mahremiyetini. Ben yağdırdım bir çiğ tabakası gibi tüm dünyaya nefretimi. İçinden çıkmadığım sürece silüetlerdir, en yakın dostun. Sen yaşayamazsın, yaşamaya çalışırsın sadece.
Konuştum. Susuşları güneşe hapsettim. Bulamasınlar diye, nefesleri intihara zorlayacak aşklarla donattım tuzakları. Ben de bulmamalıydım susuşlarımı.
Hangi harf kıvrımından tutunacaksın hayata? Parmaklarını ayaklarımın altında ezmek daha da kuvvetlendirir içgüdümü. Benden gizlenebilecek hangi tuzaktır ki? Ben senin beyninin tüm loplarına ve tüm kıvrımlarına nakışladım sesimi.
Tuzaklardan payıma gece düştü. Ey aşk! Güneşin saltanatı kadar sonsuzum artık. Ölümlü olan yaşamak. Susmayarak yaşamak ölüyü. Ruhumun bedenimden ayrılacağı zaman baş kaldırmak.
Adım matemdi, yastı, karaydı. Gözlerimden alır güneş payını. Korkmuyorsan kaldır başını. Cesaret bulabilir misin, gözbebeğimdeki geceli görmeye? Ruhunun mağaralarına astım yarasaları. Kalk ve doğrul. Güçsüz bir rakip istemem karşımda. Ölüme direnmek her kahramanın harcı değil. Unutma, doğadan üstün değil yiğitliğin.
Sonsuzluğumdan veremem sana. Hadi yanlış anla beni! Var olanlar itaat etsin diye; düşünebilen bir taş olmayı seçtim. Nemrut kadar canlıyım bu gece, Nemrut kadar sonsuz.
Nemrut benim en itaatkar çocuğumdur. Başkalaşım sürecindir dünyaya adaptasyonundaki fire veren duygun. Dominantlarındaki sertliktir seni taşlığa çeviren. Kursağındaki ebediyet benim eserimdir.
Hüznüme sadece kuşlar misafir olur. Bütün mistik kuşlar kaf dağında çürümeye yüz tutsun. Gel bana Ebabil, Ebrehe’ye geldiğin gibi gel.
Ebrehi’nin aklını fethettiğimde, Kuleys’e rehin bıraktım onu. Kirpiklerimden parmaklıkları vardı kilisesinde. Kork hiddetimden! Ebabil’e ulaşamazsın. Senin düşlerinden bozma Anka Kuşu’n var. Kaf Dağı’na hapsedilen, ulaşılmaya çalışıldıkça uzaklaşan. Vadiler kuş ölüleriyle beslendi. Simurg senin yüreğindeydi.
Git hadi… Git ve toprak ol. Yüzyıllara sattım ruhumu. Ölümsüzlüğü şeytandan çaldım. Kainetın her yerindeyim; her yerde Aşk/tı misyonum. Aşk ile doğdum ben, bana ölüm yok!
Hades’in ülkesine hoş geldin. Ölüler ülkesine yaşayanlar da girebilir ama Cerberus’la tanışmadan giremezsin. Üç başlı köpeğin tüm kudreti içimden gelir. Şeytan benim Ata’mdır. İblis toprak değildir, ateştir. Gözlerimdeki koyu kızıllığın suretidir!
Ey Aşk! Doğrul ve ölümlülere sonsuzluğumu anlat. Kavuşur muyuz bir gün? Masalımız her asırda secde ettirdi taş oluşuma. Evrende sonlanması gereken bir ben kaldım. Sonumdayım. Ey Aşk! Arafat’ım bugün, diril ve gel bana…
Biz kavuştuğumuz an, senin sonun olur. Soluğunun boğulması ellerimdendir. Senden kaynaklanır Hacer-ül Esved’e yüz sürüşler. Ben değil miydim, evrene kötülüğü yayan, asi gelen? Araf, Arafat’a döndüğünde, bir ben taşlanırım. Senin gelişin sonum olur. Recmedilir tüm şeytan yaverleri. Sen gelirsin, ben giderim. Tekrar hortlamaya, sen uyurken başlarım…