BİR CENAZE KALKIYOR İÇİMDEN
Gece olur, siyaha bürünmüş yatağıma girerim.
Gece olur, buz kesen yüreğin değer ayaklarıma.
Ben her gece, düşlerimden önce, iki bebeğin katili olurum gözlerimde.
Mavileri bana sunduğunda, “ben korkarım maviden” dediğim gelir aklıma. İtmiştin beni ellerinle, yüreğinin deryasına. Hırçın dalgalarınla, boğuşmak yerine, koyvermiştim kendimi sığlıklarına. Diplerini boyladım en derinlerinde. Halbuki benim denize bakarken bile nefesim kesilirdi. Senli anlarda, nefessiz kaldım. Bilemedim vurgun yeme ihtimalimi. Ben seni severken parmak hesabı yapmadım çünkü. Yüreğimi yapıştırdığım çatlaklardan girdin kalbime. Gittin ve ben toparlayamadım kalbimin kırıntılarını. Ölmedim şükür, dağılmış bir yürekle ne kadar yaşanırsa, öyle nefes alıyorum işte.
Bir damarımı daha kesiyorum en şahından. Kendi kanımla besleniyorum. Vücudumun sızıları acıtmıyor artık canımı. Ben bedenimden geçtim, ruhumu öldürüyorum bağıra bağıra.
Karanlıklarımdan düşüyorum, sabah ezanları okunuyor kulağımda. Bir buğu, bir acizlik, bir huzur, bir teslimiyet barındırıyor makamında. Ben siyah seccademde, yavru ağzı dualar ediyorum. Günümün senden kalanlarında, minareler inşa ediyorum. O minarelerde selalarını vermek için. Bitirdik işte yapıtımızı. Bugün öğle namazına müteakip, yüreğimden kalkacak cenazen. Saf duracağım namazına, en arka sırada. “Meftayı iyi bilirdim” dökülecek yorgun dudaklarımdan.